22 Şubat 2009 Pazar

Türk Grafik Sanatının Kurucusu:İhap Hulusi Görey






İhap Hulusi Görey

İhap Hulusi Görey (1898 - 1986)

Görey, Türk grafik sanatının kurucusu ve reklamcılığın ilk büyük isimlerindendir. En çok bilinen işleri Türk markaları için yaptığı tasarımlardır. Bir çok devlet kurumununun kurumsal kimliğini oluştururmuş ve bunları yaparken aslında yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumsal kimliğini yaratmıştır.

İhap Hulusi Görey'in siyah beyaz grafik çalışması

Yaşamı

28 Kasım 1898'de Mısır'ın Kahire şehrinde doğan İhap Hulusi, Mısır'ın ünlü bir mimar ve müteahhiti olan Ahmet Hulusi'nin oğludur. Kemahlı bir asker olan dedesinin Hıdıv maiyetinde görev yapması nedeniyle Mısır'a gelmiş bulunan aile, I. Dünya Savaşı'nda Kahire İngiliz işgaline uğrayınca İstanbul'a döndü. Kardeşlerinden Yavuz Görsey Türkiye'de ünlü bir heykeltraş, Nihat Görsey ise Mısır'ın önde gelen müzecilerinden birisi olmuştur.

İhap Hulusi, ilk ve orta tahsilini Kahire'deki İngiliz okullarında yapmıştı. 1917'de Almanya'da yaşayan bir ressamdan postayla resim dersleri aldı, 1920 yılında resim eğitimi görmek üzere Almanya'ya gitti. Önce Münih'de Heimann Schule atölyesinde üç yıl çalıştı. 1923'te düzenlenen ve Türkiye'nin ilk afiş sergisi olan Galatasaray Sergisi'ne Almanya'da yaptığı afişleri ile katıldı, eserlerini çok beğenen Sultan Abdülmecit kendisini saraya davet ederek kutladı. Daha sonra Kuntsgewerbe Schule'ye devam ederek tahsilini tamamlayan İhap Hulusi, 1925'te İstanbul'a döndü.

Arapça, Almanca, İngilizce ve Fransızca bilmesi nedeniyle babası tarafından Dışişleri Bakanlığı'na girmesi istendi, kısa bir süre Dışişleri Bakanlığında çalıştıysa da sonunda memuriyeti reddetti ve hayatını resim yaparak kazanmakta ısrar etti. Kendini tanıtmak için önde zamanın en gözde dergisi olan Akbaba dergisinde Münif Fehim ve Ramiz Gökçe'yle birlikte karikatürist olarak çalıştı.

Zamanla afiş çalışmalarına ağırlık veren İhap Hulusi, afişi yaparken "Buluş"un önemine değinerek "Seyredenlerin ilgisini çekmeli ve düşündürmeli" diye yorumladı. İlk afiş siparişini 1927'de aldı; bu, İzmir'den İnci Diş Macunları'nın reklam afişi idi.

İhap Hulusi, birçok gazete ilanı ve afiş siparişi almaya başlayınca 1929'da İstanbul'da ilk atölyesini kurdu. Kulüp Rakısı etiketi(1930) ve Atatürk'ün siparişi üzerine Türk alfabesinin kapağını (1932) tasarladı, Ziraat Bankası, Türkiye İş Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Garanti Bankası, Sümerbank, Emlak Kredi, Türk Ticaret Bankası, Maliye Bakanlığı (tahviller), Türk Hava Kurumu, Kızılay, Yeşilay, Tariş, Zirai Donatım Kurumu ve birçok özel kuruluşa çeşitli çalışmalarıyla hizmet verdi. Çoğu taşbaskısı olan yüzlerce çalışma ile 50 yıllık bir dönemin endüstri, kalkınma, ticaret ve sosyal yaşamın gelişmelerini belgeledi. Yeni kurulmuş bir devletin ilk uzman tasarımcısı olarak tanındı. Cumhuriyetin 10. yılında yaptığı hizmetlerden dolayı kendisine Atatürk tarafından kol saati hediye edili. 1948'de Viyana Uluslararası Afiş Sergisi'nde 'Bursa ve İzmir' adlı afişleriyle derece aldı.

İhap Hulusi Görey anısına kendi çalışmalarını da içeren Özel Milli Piyango Bileti

Tayyare Piyangosu (bugünkü adıyla Milli Piyango) idaresi için 45, Tekel İdaresi için 35 yıl çalışan İhap Hulusi, bu süreçte yurtdışında da adını duyurdu. Bayer'in afiş ve etiketleri, Mısır'ın Tekel İdaresi, Devlet Demir Yolları ve şehir hatlarına ait ve ilanları, ünlü İngiliz viskisi John Haigh'ın, İtalyanların Cinzano ve Fernet Branca'sının afiş ve etiketleri İhap Hulusi tarafından yapıldı.

Suluboya çalışmalarının yanı sıra, son yıllarında hat sanatını modernize ederek başarılı örnekler veren İhap Hulusi Görey, ömrünün son yıllarında çizim yeteneğini yitirdi, tanıtımını yaptığı hiçbir kurum tarafından sigortalanmamış olduğu için son yıllarını Şişli'deki dairesinde sefalet içinde geçirdi. Çevresindekilere mektup yazdıysa da sanatçı onuru nedeniyle uzun süre gönderemeyen sanatçıya, Milli Piyango için yaptığı çizimlerden dolayı cüzzi bir aylık bağlandıysa da bu parayı kullanmaya ömrü yetmedi ve 27 Mart 1986'da İstanbul'da 88 yaşında yaşamını yitirdi.

21 Şubat 2009 Cumartesi

Aşk Acısı Çekenler İçin...

Ayrılıklar hep acı verir ve zaman en iyi ilaçtır. Yaşamakta olduğunuz bu sürecin ‘geçici’ bir süreç olduğunu bilmelisiniz.

Aradığınız kişinin o olduğunu sanmıştınız ama siz istemediğiniz halde ayrılmak zorunda kaldınız.
Ayrılık acısı hayatınızı mı kararttı? Üzülmeyin, yalnız değilsiniz. Başlangıcı olan herşeyin bir sonu vardır. Ayrılıklar hep acı verir ve zaman en iyi ilaçtır. Yaşamakta olduğunuz bu sürecin 'geçici' bir süreç olduğunu bilmelisiniz.

1.Gereksiz bütün iletişimi kesin.
Çok gerekmedikçe ayrıldığınız kişiyle konuşmayın. Ayrıldığınız kişiden çocuğunuz varsa veya aranızda henüz kapatmadığınız parasal ve maddi konularınız vs. o kişiyle (sadece bu konuları konuşmak amacıyla) temas kurabilirsiniz. Ama ortak arkadaş ve dostlarınızla sohbetlerinizde bile o kişiden bahsetmeyin. Ortak sosyal çevre nedeniyle aynı ortamlara girmeniz gerekiyorsa, nazikçe selamlaşmak dışında o kişiyle yalnız kalmayın ve konuşmayın.

2.Sizin için duygusal anlamı veya anısı olan, o kişinin size verdiği objelerden derhal kurtulun.
Hediyeler, notlar, mektuplar vs. Bunları ayrıldığınız kişiye geri vermeyin. Maddi değeri olmayan eşyaları atın. Satılabilecek olanları (giysiler vs) satın veya hayır kurumlarına bağışlayın. Hiçbir koşulda bunların size geri gelmeyeceğinden emin olun.

3.Arkadaşlarınızla daha sık vakit geçirin.
Zor zamanlarda arkadaş desteği önemlidir. Ama arkadaşlarınızı ağlama duvarına çevirmeyin. Onlarla birlikte yapacağınız başka etkinlikler sizi oyalayacaktır.

4.Hemen başka bir ilişkiye atlamayın!
Çivi çiviyi söker diyerek hemen başkasıyla ilişkiye giren insanlar vardır. Ama bu yanlıştır! Başka insanlarla tanışmak tamam ama başka insanlarla duygusal ve cinsel ilişkiye başlamak içn çok yanlış bir dönemdesiniz. Kalbinizde ayrılık acısı varken doğru kişiyi bulsanız bile doğru ilişkiyi yaşayamazsınız.

5.Eğlenceli ve yaratıcı bir şeyler yapın.
Daha önce vakit ayıramadığınız için başka bir zamana ertelediğiniz bir şeyler yapın. Dans kursuna gidin, egzersize başlayın

6.Ayrıldığınız kişinin hiç hoşlanmadığınız negatif yanlarını düşünmeye çalışın.
İnsanlar ayrılmışsa bir sebebi vardır. Ayrılık acısı yaşarken insanlar hep ‘yaşanan mutlu günleri’ düşünür ama bu düşüncenin size bir yararı olmaz. Kendinize “Ayrılmamız iyi oldu, çünkü...” diye başlayan bir liste yapın. Ayrılık sürecini bir ‘arınma’ süreci olarak düşündüğünüzde psikolojik değişiminizi olumlu bir raya oturtabileceksiniz.

7.Ayrıldığınız kişi hakkında duygularınızı ve düşüncelerinizi bir kağıda yazın.
Bu kağıdı asla o kişiye göndermeye kalkmayın! Bu kağıdı bir süre sakladıktan sonra yok edin gitsin. Ayrıldığınız kişiye artık duygularınızı açıklamanın anlamı yoktur. Çünkü o artık sizin duygularınızı önemsemediği için sizin hayatınızdan çıkıp gitti. Ona olan duygularınızı açıklamanız onu geri getirmez. Aksine sizi zayıf ve patetik gösterir.

8.Yalnız kalmaktan korkmayın!
Dünyanın sonu değil bu. Bu sizin yaşadığınız acıları ve sıkıntıları yaşayan milyonlarca insan var yeryüzünde. Kendinizi tekrardan iyi hissedecek ve yeni birini nasıl olsa bulacaksınız.

9.Duygusal meselenizi aklınızda ve kalbinizde tam olarak bitirmeden önce ayrıldığınız kişiyle arkadaş olmayı falan düşünmeyin.
Ayrılırken "dost kalmak" nazik bir temennidir. Ama insanlar ayrıldıkları kişilerle çok nadiren dost kalabilirler. Duygusal dengenizi tekrar yoluna koyduktan sonra, ancak o zaman o kişiyle arkadaş olarak devam etmek isteyip istemediğinize karar verebileceksiniz. Daha önce değil.

10.Ayrılık acısı çekerken alkole ve yemek yemeye sardırmayın!

Acınız unutmak için başkasıyla seks yapmaya da kalkmayın. Hiçbir faydası olmaz!

Yaşadığınız bu acılı sürecin en iyi ilacı zamandır. Bu süreçte kendinize karşı sabırlı ve nazik olun. Ayrılıktan ötürü kendinizi suçlamayın. Bu deneyimden bir şeyler öğrenmeye çalışın. Yaşananların bir hata değil, ileriye giden yolda yaşadığınız bir öğrenme süreci olduğunu düşünün.

20 Şubat 2009 Cuma

En İyi 20 Film Finali

Ingrid Bergman ve Humphrey Bogart'ın başrollerini paylaştığı sinema klasiği Casablanca, tüm zamanların en iyi filmleri arasında yer alıyor.

E.T.’den Casablanca’ya kadar "en iyi finale sahip" 20 filmi belirlendi.
20- Se7en David Fincher, 1995
‘Kutudaki kesik kafa’ gerçekten de insanı donduracak kadar dehşetli ve unutulmaz bir finaldi.

19- Blair Witch Project Daniel Myrick, Eduardo Sanchez, 1999
Heather’ın son video görüntüleri –ki filmin afişinde de kullanılan görüntü buydu- korkunun ve dehşetin gerçek yüzüydü.

18- Akıl Defteri Christopher Nolan, 2000
Leonard’ın amnezyak bir şekilde intikam peşinde koşması onu seri katile çevirmiştir. Ve bu eylemlerini sürekli tekrarlayarak hayatına devam edecektir. Kendimizi ona ‘sempati’ duyar halde buluruz.

17- Maymunlar Gezegeni Franklin J Schaffner, 1968
Meğerse orası bizim dünyamızmış ve bütün o felaketler bizim dünyamızda gerçekleşmiş. George Taylor (Charlton Heston) acı ve öfkeyle haykırır: “Sizi manyaklar! Mahvettiniz her şeyi! Lanet olsun! Allah hepinizin belasını versin.”

16- Esaretin Bedeli Frank Darabont, 1994
Umutsuzluğun ve haksızlığın en üst düzeye ulaştığı bir hayatın bile bir Meksika plajında mutlu sona ulaşabileceğini düşünmek güzel bir final.

15- Rüzgar Gibi Geçti Victor Fleming, 1939
Scarlett O’Hara (Vivien Leigh) kocası Rhett Butler (Clark Gable) tarafından terk edilirken “Samimi olarak söylüyorum sevgilim, umurumda değil!” lafını da yemiştir. Gene de yıkılmaz. Gözünden bir damla yaş akarken “Onu geri getirmenin bir yolunu bulacağım. Yarın yeni bir gündür.” diyecektir.

14- Doctor Strangelove Stanley Kubrick, 1964
Vera Lynn’in ‘We’ll Meet Again’ şarkısı eşliğinde o patlamaları izlerken Kubrick bize son darbesini indirir.

13- Les Diaboliques Henri-Georges Clouzot, 1955
Amerikan versiyonunu boşverin. Siyah-beyaz orijinal Fransız filminde banyo küvetinden kalkan ve bu görüntü karşısında kadının kalp krizine geçirmesine neden olan o sahne, şeytani planın başarısının da ispatıdır.

12- Oz Cadısı Victor Fleming, 1939
Uzaktaki diyarların dayanılmaz cazibesine karşın Dorothy “Ev gibisi yoktur” diyecek ve kaderini böylece belirlemiş olacaktır.

11- Thelma ve Louise Ridley Scott, 1991
Susan Sarandon’ın gazı kökleyip arabayı uçuruma sürdüğü final sahnesinde içimiz acır ama bir yandan da pişmanlık duymaksızın ve muzaffer bir şekilde ölüme giden bu kızlara saygı duyarız.

10- Altıncı His M. Night Shyamalan, 1999
Filmin anlamını veren sahne zaten finaliydi. Bruce Willis kendisinin de bir hayalet olduğunu öğrenir ve biz seyircilere bu finalin yaratılmasındaki dehaya hayran olmaktan başka yapacak bir şey kalmaz.

9- Olağan Şüpheliler Bryan Singer, 1995
Verbal Kint (Kevin Spacey) hikayenin büyük bölümünü kendisi uydurmuştur, o Keyser Söze’nin ta kendisidir. Ve sadece ‘çenesini ve aklını’ kullanarak serbest kalmayı bilmiştir.

8- İtalyan İşi Job Peter Collison, 1969
Otobüsle kaçış iyi bir fikirdi, ta ki geçirdikleri kaza sonucunda kayaların ucuna savrulana kadar. Ve finali getiren o müthiş cümlede bir ipucu vardı: “Dayanın çocuklar, bir fikrim var..”

7- Bazıları Sıcak Sever Billy Wilder, 1959
Mükemmel bir komedi filmine mükemmel bir final. Jack Lemmon peruğunu fırlatıp “Ben bir erkeğim!” diye haykırınca Osgood’un verdiği cevap sinema tarihine geçecektir: “Kimse mükemmel değildir.”

6- Tiffany’de Kahvaltı Blake Edwards, 1961
Manhattan’da sağnak yağmur altında Audrey Hepburn’un Holly Golightly karakteri umutsuzca kedisini aramaktadır çünkü o kedi kalbini aşka kapatmadığının bir simgesidir. Ancak kediyi bulabilirse George Peppard’in canlandırdığı fakir yazar Paul’le devam edebilecektir. En sonunda kedi bulunduğunda bütün gözler yaşlıdır ve kedinin öfkeli görüntüsü bu sahne içinde son derece komiktir de…

5- Chinatown Roman Polanski, 1974
Özel detektif Jake Gittes (Jack Nicholson) aradığı bütün cevapları öğrenmiştir ama Noah Cross’u (John Huston) durduracak gücü yoktur. Ölümcül sahnenin etrafında kalabalık birikirken ona geri dönmesi söylenir “Boşver Jake, burası Çin mahallesi...”

4- E.T. Steven Spielberg, 1982
Final sahnesinde E.T. Elliott’ın alnına dokunur ve “Ben hep burada olacağım” mesajını verir. Duygusallığın doruk yaptığı bir finaldir.

3- Casablanca Michael Curtiz, 1942
Bogart hayatının aşkına sarıldığında birbirlerini bir daha görmeyeceklerini hem onlar hem de biz seyirciler iyi biliriz. Böyle sert bir adamın içinde bu kadar yumuşak bir ruh olduğunu keşfetmek de bizi ayrıca yaralar.

2- Butch Cassidy ve Sundance Kid George Roy Hill, 1969
“Bir an için başının belada olduğunu sandım” diyecektir Butch. Oysa fonda çalan müzik yaklaşmakta olan felaketi haber vermektedir. Gene de final sahnede görüntü bu iki adamın üstünde donar. Perde beliren cesaret ve deliliğin mükemmel bir portresidir.

1- Carrie Brian De Palma, 1976
O felaketten sağ kalan birkaç kişiden biri olan Sue (Amy Irving), Carrie’nin taze mezarına gelir ve çiçek bırakır. Carrie’nin eli topraktan çıkar ve onu yakalar. Dehşet verici bir kabustur bu, Sue korkuyla uyanır. Ama bu kabus asla bitmeyecektir.

Sevgiyle kalın...

Evren.

19 Şubat 2009 Perşembe


Eski İstanbul´un Yaşayan Tadı
Yazar(lar) : Jak Deleon

Sayfa Sayısı : 157
ISBN : 978-975-14-0501-2
Çevirmen : -
Özelliği : 12.8 x 19.8 cm, 1. hamur, renkli fotoğraflar
Fiyatı : 12,50 TL

“Niçin geçmiş zaman bizi kuyu gibi çekiyor? ıyi biliyorum ki aradığım şey bu insanların kendileri değildir; ne de yaşadıkları devre hasret çekiyorum. Hayır, muhakkak ki bu eski şeyleri kendileri için sevmiyoruz. Bizi onlara doğru çeken bıraktıkları boşluğun kendisidir. Ortada izi bulunsun veya bulunmasın, içimizdeki didişmede kayıp olduğunu sandığımız bir tarafımızı onlarda arıyoruz. Çünkü bu daüssıla´nın kendisi başlıbaşına bir âlemdir. Onunla geçmiş hayatın en iyi izahını yapabiliriz.“ Ahmet Hamdi Tanpınar
Jak Deleon

Dilbilimci, araştırmacı yazar. 8 Temmuz 2005’te 54 yaşında yaşama veda etti. Delon’un cenazesi 1. Musevi Mezarlığı’nda törenle toprağa verildi. Delon’un dil üzerine çalışmalarının yanı sıra çeşitli konularda ve bale üzerinde yaptığı araştırmalarıyla tanındı. 1970-71 yıllarında Wisconsin Üniversitesi’nde “Çağdaş Edebiyatlar ve Sahne Plastiği Kuramı Eğitimi” aldı. 1975’te Boğaziçi Üniversitesi Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde lisans, ardından İstanbul Üniversitesi İngiliz ve Amerikan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde doktora çalışması yaptı. 1980-81 yıllarında Marmara Üniversitesi’nde İngilizce okutmanlığı, 1981-82 yıllarında İstanbul Belediye Konservatuarı’nda “Tiyatro Edebiyatı Eğitmenliği” yapan Delon, son olarak Boğaziçi Üniversitesi’nde Dil ve Kültür, Gösteri Sanatlarına Eleştirel Yaklaşım ve Bale Tarihi dersleri veriyordu. Remzi Kitabevi’ndeki kitaplarından başka “Düşten Düşünceye” (tiyatro, opera, bale yazıları-1985), “Söyleşi. Röportajlar” (1986). “Bale Tarihi” (1986), “Çağdaş Türk Koreografları” (1987), “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk Balesi” (1988) adlı kitapları da var.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Parapsikolojiye Devam...

Ölüme Yakın Deneyimler

Cennete Uçuş (Hieronymus Bosch)

Ölüme Yakın Deneyimler (ÖYD ya da NDE - Near Death Experience) tıbbi anlamda kalbi durup daha sonra tekrar hayata dönen insanların geçirdiği tecrübelere verilen isimdir.

Ölüme yakın deneyimler, özellikle insanoğlunun "ölümden sonraki hayat" konusuna karşı duyduğu merak sebebiyle ilgi çekici olaylar olmuştur. Gerçek deneyimlerle spekülasyon ve şehir efsaneleri çoğu yerde birbirine karışmış olmakla beraber, gelişen tıp ve teknolojinin de yardımı ile konu üzerinde bilimsel araştırmalar da yapılmaktadır. Dr. Raymond Moody ve Dr. Kenneth Ring, ölüme yakın deneyimler alanında çalışmış önemli isimler olarak görülür. Ayrıca International Association for Near-Death Studies (IANDS, Uluslararası yakın ölüm çalışmaları topluluğu) isimli bir örgüt, bu deneyimi yaşamış insanları bir araya getirmek ve bilimsel araştırmaları destekleyici güvenilir bilgiler bulmak gibi bir misyon ile gerçekleşmiş olaylar üzerinde araştırmalar yapmaktadır.

Bazı Ünlü Deneyimler

17 Eylül 1975'te Dannion Brinkley'in yaşadığı deneyim meşhurdur. Kendisi telefonla konuşurken, düşen bir şimşeğin telefon kablosundan geçerek kulağından tüm bedenine ve sonra ayağına kadar inmesi sırasında kalbi durmuştur. Kalbi durduktan sonra hastaneye kaldırılan Brinkley kurtarılamamış ve morga kaldırılmıştır. Morgda bir anda hayata dönen Brinkley klinik olarak tam 28 dakika ölü kalmıştır.

Saved by the Light ("Işık tarafından Kurtarıldı") isimli kitabında kendisi yaşadığı deneyimi anlatmış, Hollywood tarafından yaşadığı deneyim Saved by the Light ismiyle sinemaya uyarlanmıştır. Kendisi birçok yerde konferanslar düzenlemekte ve insanlara ölümün bir son olmadığını ve ölümden korkulmaması gerektiğini anlatmaktadır.

Elizabeth Taylor geçirdiği bir ameliyat sırasında tıbbi anlamda 5 dakika ölü kalmıştır. CNN'de yayınlanan Larry King Live isimli programda kendisi yaşadıklarını şöyle anlatmıştır:

"Michael Todd'un (uçak kazasında kaybettiği 3. eşi) ruhuyla karşılaştım. Ben de onunla burada kalmak istediğimi söyledim, fakat o bana dünyaya geri dönmem gerektiğini ve daha vaktimin gelmediğini söyledi. Onun aşkı ve sevgisi beni tekrar yaşama döndürdü."

Aşağıdaki yazının konusu ise bir Hollywood filmine senaryo olmuştur;

28 Dakikalik Olum

Dannion Brinkley'nin Ölüme Yakın Deneyimi ve 13cü Burç:

Halen Hayattayım Dannion Brinkley

1975 yılında, Dannion Brinkley gökgürültülü bir fırtına esnasında telefonda konuşuyordu. Telefon kablosuna düşen bir yıldırım başına ve vücudunun diğer kısımlarına binlerce voltluk elektrik gönderir. Kalbi durur ve ölür, fakat işin aslında, bir NDE yaşamıştır. Brinkley morgda 28 dakika sonra yeniden canlandığında, anlatacağı müthiş bir hikayesi vardı. Aşağıdakiler Paul Perry ile yazdığı kitabı Saved By the Light'tan alınmıştır.

Sonrasında duyduğum ilk ses bir yük trenine benzeyen bir sesin kulağıma ışık hızıyla gelmesiydi. Elektrik şokları bütün vücudumdan aktı ve her hücremi pil asitinin içinde eridiğini hissettim. Ayakkabımın çivileri yerdeki çivilere yapışmıştı dolayısıyla havaya fırladığımda ayaklarım ayakkabılarımdan çıktı. Gözümün önünde tavanı gördüm ve yatağımın üzerine düşerken bir dakika için nasıl bir gücün bu kadar acıya sebep olabileceğini ve beni bu şekilde tutabileceğini tahmin edemedim. Bir saniyenin bile yarısı kadar olan bir süre bir saat gibiydi.

Korkunç bir acıdan sonra kendimi huzur ve sakinlik verici bir denge hissiyatında buldum. Daha önce hiç bilmediğim ve şu ana kadar da hiç hissetmediğim bir histi. Sanki çok güzel bir sakinlik içinde banyo yapmak gibiydi. Ne olmuş olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu, ama bu kadar huzur içinde olmama rağmen nerede olduğumu bilmek istiyordum.

Etrafıma bakmaya başladım, havada dönüyordum. Aşağımda yatağın üzerine fırlatılmış vücudum vardı. Ayakkabılarım tütüyordu ve telefon ellerimde erimişti. Sandy’nin odaya koştuğunu görüyordum. Yatağın yanında durup bana korkunç bir ifadeyle bakıyordu, tıpkı bir ebeveynin çocuğunu yüzme havuzunda ters dönmüş bir şekilde yattığını gördüğündeki ifade gibiydi.

Tommy 10 dakikadan az bir süre içerisinde geldi. Ters bir şeyler olduğunu biliyordu çünkü patlamayı telefondan duymuştu. Tommy'nin beni tutmasını ve ambulans geciktiği için küfürler ettiğini izledim..Siren sesleri duyulmaya başlamıştı. Sağlık görevlileri beni sedyeye koyup ambulansa götürürlerken üçünün tepesinde uçuşuyordum, Sandy, Tommy ve kendim.

Havalandığım yerden, herkesten 5 metre kadar yükseklikte, yüzüme düşen yağmuru ve ambulans ekibinin arkalarının ıslandığını görebiliyordum. Gördüğüm perspektif bir televizyon ekranı gibiydi. Öfke ve acı duymadan, sedyedeki kişinin titreyip, seğirip, sıçradığını seyrettim. Ölü bedenimden ambulansın önüne doğru baktım. Bir tünelin oluştuğunu gördüm, bir hortumun gözü gibi açılıyor ve bana doğru geliyordu. Ben hiç kımıldamadım, tünel bana doğru geldi.

Çan sesleri vardı tünel bana doğru ve sonra da etrafımda spiral çizerken. Hemen sonrasında görülen hiçbirşey yoktu. Ne ağlayan Sandy, ne ambulans ekibinin ölü bedenime kalp masajı yapması, ne hastaneyle telsizden yapılan çaresiz konuşmalar.. sadece bir tünelin beni bütünüyle sarışı ve yedi çanın ardı ardına ritmik bir şekilde çalan güçlü güzel sesleri..

Karanlığa doğru baktım. Yukarıda bir ışık vardı ve ona doğru elimden geldiği kadar hızlı hareket etmeye başladım. Bacaklarımı kıpırdatmadan ışık hızıyla hareket ediyordum. İlerledikçe ışık daha da parlaklaşıyordu ta ki bütün karanlığı yok edecek ve beni tamamiyle gözalıcı bir ışık cennetinde bırakana kadar. Bu gördüğüm en parlak ışıktı, ve buna rağmen gözlerimi birazcık bile acıtmıyordu. Bu ışık, karanlık bir odadan güneşli bir odaya geçildiğinde hissedilen acının tam tersine, gözlerimi rahatlatıyordu.

Sağıma doğru baktım ve sisin arasından gümüş bir formun bir siluet şeklinde görünmeye başladığını fark ettim. Yaklaştıkça sevgi kelimesinin bütün anlamlarını içeren derin bir sevgi hissetmeye başladım. Sanki sevgilim, annem ve en yakın arkadaşımın binlerce kat fazlası gibiydi. Işık varlık yakınıma geldikçe, bu sevgi hissiyatı o kadar yoğunlaştı ki dayanamayacak kadar zevk vericiydi.

Işık varlık tam önümde durdu. Onun özüne doğru baktığımda, renk prizmaları, sanki her birinden gökkuşağının renklerini yayan binlerce minik pırlantadan oluşmuş gibiydi.

Onun varlığında kendimi çok rahat hissettim, varlığındaki samimiyet sanki hissettiğim bütün duyguları hissettiğine inanmamı sağladı. Aldığım ilk nefesten yıldırım çarpmasıyla cızırdayana kadar.. Bu varlığa bakarken kimsenin beni ondan daha fazla sevemeyeceğini, ve kimsenin bana karşı ondan daha fazla empati, sempati, cesaretlendirme, yargısızlık ve merhamet duyamayacağını hissediyordum.

Işık varlık beni içine çekti ve bunu yaptığında bütün hayatımı yeniden deneyimledim, bütün başıma gelenleri hissettim ve gördüm. Sanki bir su baskını olmuş ve beynimde kayıtlı olan bütün hatıralar dışarı taşmış gibiydi.

Hayatımı gözden geçirmeyi bitirdikten sonra bir noktaya gelmiştim, az önce tanık olduğum şeylere baktığımda tek bir sonuç çıkıyordu. Utanmıştım. Farkına vardım ki çok bencil bir hayatım olmuş, insanlara çok ender yardım etmişim. Kardeşlik sevgisiyle neredeyse hiç gülümsememiştim ve kimseye kötü durumda olduğu için 1 Dollar ( Burada tercümenin düzeltilmesi gerekiyor) vermemiştim. Hayatım kendim ve sadece kendim içindi. İnsanlara hiç önem vermemiştim.

Işık varlığa baktım ve çok derin bir üzüntü ve utanç hissettim. Bir azarlama, ruhumun kozmik bir şekilde sallanmasını bekledim. Bütün hayatımı gözden geçirdim ve gördüğüm gerçekten değersin bir insandı. Bir azarlama değil de ne hak ediyordum?

Kim olduğun Tanrının yaptığı bir farklılıktır.... Dedi varlık...Ve o fark sevgidir...

Aslında hiçbir konuşma olmuyordu, ve bu düşünce bana telepatik ( farklı bir telepati yoluyla )bir şekilde iletiliyordu. Bugüne kadar bu kelimenin manasının ne olduğundan emin değildim. Fakat söylenilen buydu.

Tekrardan bir gözden geçirme süresi yaşatıldı. İnsanlara ne kadar sevgi vermiştim? Onlardan ne kadar sevgi almıştım? Ve biraz önce gördüklerime bakılırsa, yaptığım her iyi olaya karşılık neredeyse 20 kötü olay yaratmıştım. Eğer suçluluk şişmanlık olsaydı, 230 kilo gelirdim.

Işık varlık uzaklaştığında, suçluluğun getirdiği ağırlık üzerimden kalktı. Gördüklerimde acıyı ve ıstırabı hissetmiştim fakat tüm bunlardan hayatımı değiştirebilecek bilgiyi öğrenmiştim. Varlığın mesajını başımın içinde telepati şeklinde duyabiliyordum:

İnsanlar dünya üzerinde iyilik yaratmak için varolan güçlü spiritüel varlıklardır. Bu iyilik, genellikle cesur hareketlerle gerçekleştirilmez, insanlar arasındaki şevkatli tekil haraketlerle varolur. Önemli olan o küçük şeylerdir, küçük davranışlardır, çünkü kendiliğinden gelişen heraketler onlardır ve insanın gerçek kişiliğini gösterir...

Çok mutlu olmuştum. Artık insanlığı geliştirecek basit sırrı biliyordum. Hayatınızın sonunda hissettiğiniz sevgi ve iyi hisler yaşarken verdiğiniz sevgi ve iyi hislere eşit. Bu kadar basitti.

...Artık bu sırra sahip olduğum için hayatım daha iyi olucak... dedim Işık varlığa.

O sırada fark ettim ki geri gitmiyordum. Artık yaşayacak bir hayatım kalmamıştı. Üzerime yıldırım düşmüştü. Ölmüştüm.

Kanatsız kuşlar gibi, katedrallerle dolu bir şehre sürüklendik. Katedraller içeriden parlayan bir ışıkla dolu kristalden yapılmış gibiydiler. Korkmuştum. Bu yerin havada titreşen bir gücü vardı.. Bir öğrenme yerinde olduğumu biliyordum. Hayatımı yeniden gözden geçirmek için veya değerinin ne olduğunu anlamak için değil, bilgilendirilmek için oradaydım.

Yapıya girdiğimde, Işık Varlık artık benimle değildi. Onu görebilmek için etrafıma bakındım ve kimseyi göremedim. Odada sıralar hizalanmıştı, ve yayılan ışık her şeyin parlamasını ve sevgi gibi hissedilmesini sağlıyordu...

Hemen sonra, podyumun arkasındaki boşluk Işık varlıklarla doldu. Benim de oturmakta olduğum sıralara doğru bakıyorlardı, ve onlardan şevkatli ve bilge bir ışık saçılıyordu.

Sırada oturdum ve bekledim. Daha sonra olan şey ruhsal yolculuğumun en muhteşem kısmıydı.

Podyumun arkasında dururlarken varlıkları sayabiliyordum. Onüç tanelerdi, omuz omuza yan yana duruyorlardı ve sahneye yayılıyorlardı... Onlar hakkındaki diğer şeylerin de telepatik bir yolla farkındaydım. Her biri insanoğlunun sahip olduğu değişik duygusal ve psikolojik özellikleri temsil ediyorlardı. Mesela, varlıklardan biri kuvvetli ve tutkuluyken bir diğer artistik ve duygusaldı. Biri cesur ve enerjikti, biri sahiplenici ve sadıktı. İnsan terimlerine göre, her biri zodyağın bir burcunu simgeliyordu.

Spiritüel terimlere göre, bu varlıklar burçları da geçiyordu. Bu duyguları benim hissedebileceğim bir yoğunlukta çıkartıyorlardı.

Şu anda artık bu yerin bir öğrenme yeri olduğunu biliyordum. Burada bilgi içinde demlenip, daha önce hiç eğitilmediğim gibi eğitilmiştim. Kitaplar yoktu, ezberleme yoktu. Bu ışık varlıklarının huzurunda, bilginin kendisi olmuştum ve bilinmesi gereken her şeyi biliyordum. Her türlü soruyu sorabilir ve cevabını bilebilirdim. Sanki bilgi okyanusunda bir su damlası veya ışığın bildiği her şeyi bilen bir ışın olmak gibiydi.

Varlıklar bana birer birer geldiler. Her biri yaklaştığında, göğüslerinden video kaseti büyüklüğünde bir kutu çıkıyor ve tam suratıma yakınlaşıyordu.

Bu ilk olduğunda, bana vuracağını düşünerek ürpererek geri çekildim, ama vuruştan hemen önce, kutu açıldı ve dünyada olacak olan bir olayın küçük bir televizyon resmi gibi bir şeye dönüştü. Seyrederken, resme doğru çekildiğimi hissettim ve sonra da olayı sanki içindeymişim gibi canlı olarak yaşadım. Bu oniki kere oldu ve oniki kez gelecekte dünyayı sarsacak olayların ortasında durdum.

O sırada bunların gelecekte olacak olaylar olduğunu bilmiyordum. Tek bildiğim çok mühim olayları gördüğümdü ve bunlar sanki bana gece haberleri gibi geliyordu, yalnız bir tek farkla; ekrana doğru çekiliyordum.

Dannion'e daha sonra kehanet niteliğindeki vizyonlar gösterilmiş ve 28 dakika sonra morgdaki bedenine geri döndürülmüştü.

17 Şubat 2009 Salı

Parapsikolojik Bir Konu:Değişik Bilinç Durumları

Değişik şuur halleri

Değişik şuur hallerinden birinin EEG ile görüntülenmesi

Değişik şuur halleri, parapsikolojide insanın uyanıkken bulunduğu olağan şuur halinden farklı şuur hallerini kapsayan bir terim olarak kullanılmaktadır.

Terim ilk kez ABD'li psikoloji profesörü ve parapsikolog olan Charles Tart tarafından ortaya atılmıştır. Elektroansefalograf aygıtının icadı, beyin dalgalarının ölçülebilmesine ve insanın “uyanık şuur hali”nden farklı olan şuur hallerinin sınıflandırılabilmesine olanak sağlamıştır. (Beyin dalgalarını 1924’de keşfeden Alman psikiyatr Hans Berger ile başlayan laboratuar testleri sonucunda beynin alfa, beta, teta ve delta dalgaları diye adlandırılan elektriksel etkinliklerde bulunduğu saptanmıştır.)

Bu alandaki bilimsel araştırma sonuçlarına göre, örneğin hafif hipnoz, meditasyon, dalgınken düş görme, uyku-uyanıklık arası gibi hallerde beyin, alfa ritmi denilen, 8 Hz. ile 13 Hz. arası dalgalar yayınlamaktadır. Beta dalgaları (14-27 Hz.) ise yalnızca insanın olağan “uyanık şuur hali” sırasında yayınlanmaktadır.


EEG ile çekilmiş alfa dalgaları
EEG'de beta dalgaları

Kimi parapsikologlar değişik şuur hallerini şu yirmi kategoride sınıflandırırlar:

  1. Rüyanın görüldüğü, hızlı göz hareketleriyle, yavaş beyin dalgalarının yokluğuyla nitelenen uyku hali (rüyalı uyku).
  2. Hızlı göz hareketlerinin yokluğu ve yavaş beyin dalgalarıyla nitelenen uyku hali (rüyasız uyku hali).
  3. Uykuya dalmadan önceki uyku-uyanıklık arası hal.
  4. Tam uyanmadan önceki uyku-uyanıklık arası hal.
  5. Aşırı uyarılma, ilaç alma ya da yoğun konsantrasyon sonucunda oluşan aşırı uykusuzluk hali.
  6. Depresyon, yorgunluk vs. sonucundaki uyuşukluk hali.
  7. Ekstaz (vecd), coşku ya da aşırı olumlu heyecanlanma hali
  8. Histeri ya da aşırı olumsuz heyecanlanma hali.
  9. Fragmantasyon (parçalanma) hali
  10. Hipnotik yolla geçmişe dönme hali (ekminezi sırasında geçmişi tekrar yaşarken içinde bulunulan şuur hali)
  11. Meditasyon hali. Bu şuur hali, alfa dalgalarının sürekliliğiyle,görsel imajinasyonun yokluğuyla ve zihinsel etkinliğin en az düzeyde oluşuyla nitelenir.
  12. Gözler kapalıyken hızlı göz hareketlerinin olmadığı trans hali. Bu şuur hali, alfa dalgalarının sürekliliğinin yokluğuyla nitelenir.
  13. Gözler kapalıyken hızlı göz hareketlerinin olduğu trans hali. Bu bir vizyon almanın, durugörünün, kısaca bir paranormal algılamanın sözkonusu olduğu trans halidir.
  14. Dalgınken düş görme hali.
  15. Kişinin iç alemini gözlem hali ya da dış alemle ilişiği olmayan duyumlarla ilgili idrak (algılama) hali
  16. Baygınlık hali
  17. Koma hali
  18. Hafıza ile ilgili bazı haller
  19. Genellikle mistik deneyimlerde karşılaşılan bilinç genişlemesi hali
  20. ”Uyanık şuur hali”nden farklı olmakla birlikte bilinçte bir kararmanın sözkonusu olmadığı, şamanizm’de rastlanan şamanik trans hali.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Uyku Üzerine Bilimsel Bir Makale

UYUYARAK BELLEĞİ GÜÇLENDİRMEK

Özellikle de yaz aylarında, öğle yemeklerinden sonra yüze vuran gün ışığı altında hafifçe uyuklamanın keyfine doyum olmaz. Sıradaki haberimiz, gün içindeki bu küçük uyku kaçamaklarından vazgeçemeyenlerin yüzlerini gülümsetecek nitelikte. Haifa Üniversitesi Beyin ve Davranış Araştırma Merkezi'nden Prof. Avi Karni ve Dr. Maria Korman, 90 dakikalık "şekerleme"lerin uzun süreli belleği güçlendirdiğini ortaya koymuş. Araştırmacılar, yaptıkları sözlü bir açıklamada uyku sırasında bellek oluşumuna katkıda bulunan işleyişlerin nasıl çalıştıklarını şimdilik tam olarak bilemediklerini, ancak bu işleyişlerin açıklığa kavuşmasıyla birlikte gelecek yıllarda belleğin benzer yollarla yapay olarak güçlendirilebileceğini açıklamışlar.

İçeriği uzun yıllarca hafızada saklı kalan bilgiler uzun süreli belleğimizde depolanıyor. Belleğimizin bu bölümü iki kısma ayrılıyor: Dün neler yapmış olduğumuzu, birkaç saat önce okumuş olduğumuz bir kitaptan aklımızda nelerin kalmış olduğunu vs... depolayan "ne" belleği ve hâlihazırda bildiğimiz bir yabancı dilin nasıl okunduğunu, nasıl araba kullanıldığını, basketbol oynandığını vs... depolayan "nasıl" belleği.

Söz konusu araştırma sırasında katılımcılar iki gruba ayrılmışlar. Tüm katılımcılara, parmaklarını kullanarak gerçekleştirebilecekleri bir tür hareketler dizisi öğretilmiş. Bu diziyi tamamlarlarken araştırmacılar, katılımcıların "nasıl" belleğini değerlendirmişler. Değerlendirme sırasında her bir katılımcının diziyi ne kadar sürede ve ne derece doğru şekilde tamamladığı göze alınmış. Deney grubu dizi öğretildikten sonra bir buçuk saat uyurken, kontrol grubu bu "şekerleme"den mahrum bırakılmış.

Akşama doğru, katılımcılardan parmak hareketleri içeren bu diziyi tekrarlamaları istendiğinde, gün içinde kısa süreli de olsa uykuya dalan grubun akşam performansının öğleden sonraki performansına göre çok daha başarılı olduğu gözlemlenmiş. Uykuya dalmayan grubun performansındaysa değişim olmamış.

Araştırmacılar, bu araştırmayla 90 dakikalık uykunun bile "nasıl" belleğini unutmaya karşı koruduğunu ortaya koymuşlar. Gece uykusunda geçen 6-8 saatlik zaman dilimine göre çok daha kısa olan 90 dakika dahi belleği güçlendirmede etkili olabilmiş. Çalışmanın başındaki Prof. Karni'nin geleceğe yönelik hedefleriyse oldukça ilgi çekici. Profesör, kısa süreli uykunun bellek gelişimine hangi işleyişlerle katkıda bulunduğu çözülebilirse, yetişkinlerin hafızalarının benzer yöntemlerin taklidiyle yapay olarak güçlendirilebileceğini öne sürmüş. Ancak bu işleyişlerin anlaşılabilmesi ve yapay olarak taklidi için bilimin zamana ihtiyacı bulunuyor. Bu süreç içindeyse, olur da herhangi bir konuyu öğrendikten sonra belleğinizde kalmasını isterseniz 90 dakikalık kısa bir uykuya dalmanızı öneririz.

İpucu : Niçin 90 dakika?

5 farklı evrenin sonlanıp tekrar başlaması 90 dakikalık bir zaman dilimini kapsıyor.

Uyku, birbirini takip eden 5 farklı evreden oluşuyor. Bu evrelerin 4'ü REM dışı evrelerken, sonuncusu genellikle rüya gördüğümüz dönemi kapsayan REM sürecinden meydana geliyor. Bu 5 farklı evrenin sonlanıp tekrar başlaması 90 dakikalık bir zaman dilimini kapsıyor. Döngü yarım kaldığında huzursuzluk ve uykusuzluğa neden oluyor. Bu nedenle de, çalar saatle uyandığımız günlerde uzun saatler uyumuş olsak da son uyku döngümüz yarım kaldıysa yorgun hissedebiliyoruz. Kısacası bilim insanları, uyku sürelerimizi 90 dakikanın katları olarak ayarlamamızı öneriyor (Uykunun evrelerine yönelik detaylı bilgi için Uyku ve Rüyalar başlığına bakabilirsiniz).

Kaynak: ScienceDaily, Ocak 2008.