27 Şubat 2009 Cuma

Kayıp Kıta Serisi-2:ATLANTİS


Atlantis (Yunanca Ἀτλαντὶς νῆσος, "Atlas'ın adası", Platon'un Timaeus ve Critias kitaplarında bahsettiği efsanevi batık bir kıta ve uygarlık.

Platon'a göre Atlantis, "Herkül Sütunları'nın ötesinde" yer alan, Batı Avrupa ve Afrika'nın birçok kısmını fetheden ve Solon'un zamanından 9,000 yıl önce (yaklaşık M.Ö.9500) Atina'yı fethetmeye çalışan, ancak başarılı olamayıp bir gecede okyanusa batan bir uygarlıktır.

Platon'un diyaloglarında gömülü bir hikâye halinde olan Atlantis, genellikle Platon tarafından kendi politik teorilerini anlatmak için yaratılmış bir efsane olarak görülür. Bir çok akademisyen için Atlantis hikâyesinin amacı belirgin olmasına rağmen, Platon'un hikâyesinin nekadarının eski hikâyelerden derlendiği bir tartışma konusudur. bazı akademisyenler Platon'un hikâyeyi Thera yanardağ patlaması veya Troya Savaşı'ndaki bazı öğelerle oluşturduğunu savunurken, bazıları ise M.Ö. 373'te gerçekleşen Helike'nin yıkımı veya M.Ö. 415-413 yılları arasında gerçekleşen Atina'nın başarısız Sicilya işgali gibi olaylardan esinlendiğini savunurlar.

M.Ö. 421 yılında Sokrates'in evindeki bir Felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı Kristias, dedesi Dropides'in kendisine naklettiği efsaneyi hikâye eder. Hikayeyi dede Dropides'e nakleden ünlü Yunanlı şair Solon'dur. Solon'un gösterdiği kaynak ise Mısır'da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı bir keşiştir ve Keşiş'e göre Atlantis 'e ilişkin olaylar M.Ö. 9000 yılında gerçekleşmiştir.

Plutarkhos'a göre Sais şehrinde Solon'a ders veren rahibin adı Sonchis idi. İskenderiyeli Clemens'e göre bu aynı zamanda Pythagoras'a ders veren Mısırlı rahibin adıdır. Platon'un hem Kritias, hem de Solon'la akrabalığı vardı. Ayrıca, kendisi de Mısır'ı ziyaret ederek birkaç yıl kalmış ve inisiye olmuştu. Onun için, bazı Atlantologlar onun Atlantis konusunu yazmadan önce, bu konuda bilgileri topladığı fikrindeler. Platon(eflatun)'a göre bu kıta çok zengindi ve soylu insanlar tarafından yönetiliyordu.Bir felaket sonucu okyanusun sularına gömülmüştü.

Kur'an'da "Ad kavmi" diye de geçer, Ad-land; Ad Ülkesi demektir. Kimi araştırmacılar İbranice’deki, ilk insanı belirten ve adama sözcüğünden gelen "Adem", Sanskrit dilinde “ilk, başlama” anlamına gelen ve Aryenler’in ilk konuşan insan türüne verdikleri ad olan "Ad-i", Frigler’in "Attis", Kafkasyalılar’ın "Adige", Polinezyada’daki "atea", Truva öyküsündeki "Ate", Aztek mitolosindeki "Atzlan" (ada) ve Türkçe’deki "ad", "ada", "ata" (pek çok dilde baba anlamına gelir) sözcükleri ile "Ad" kavminin adı arasında etimolojik bir bağlantı olabileceği düşünülmektedir.



James Churchward Atlantis'in efsanevi Mu uygarlığının bir kolonisi olduğunu belirtmiştir.[kaynak belirtilmeli] İngiliz ordusunda görevli subay olarak Tibet'te bulunmuş, daha sonra dünyayı gezmiş ve araştırmalar yapmıştır. James Churchward 1883'de, Batı Tibet'te bir manastırda bu belgelerin en önemlilerini gün yüzüne çıkartmıştır. Tibet'te görevli olarak bulunan Churchward, eski dinlerin kökenleri hakkındaki araştırmaları doğrultusunda Tibet'teki manastırları dolaşırken, yolu Batı Tibet'te bir manastıra düşmüş ve bu manastırın, Büyük Rahipler Kardeşliğinin önde gelen üyelerinden olan baş rahibi Rishi, Churchward'a, günümüzden 15 bin yıl önce yazılmış[kaynak belirtilmeli] Naacal Tabletleri ni göstermiştir.

III. Ramses

III. Ramses'in yazdırdığı yazılarda Atlantislilerin büyük su dairesi üzerindeki kara parçasından ve adalardan dünyanın ucundan, dokuzuncu kuşaktan geldikleri anlatılıyor.[kaynak belirtilmeli] 9. Kuşak da eski Mısır, Yunan ve Roma'da kullanılan coğrafi bölümlere göre 52. ila 57. Kuzey enlemleri arasında kalan bölgedir.

Ünlü tarihçi Renan ise oldukça şaşırtıcı bir şekilde Mısır sanatının gençlik dönemi olmadığı iddiasında bulunarak Mısır uygarlığı ile ilgili şüphelerini şöyle dile getiriyordu:[kaynak belirtilmeli]

Mısır, sanki bu ülke gençlik dönemini hiç yaşamamış gibi, daha başlangıçta olgun, yaşlı ve mitolojik ve kahramanlık çağlarından tamamen yoksun gibi görünmektedir. Mısır uygarlığının bebeklik çağı ve sanatının da kadim dönemi yoktur. Mısır uygarlığı daha o zaman olgundu.

Herodot da 'Euterpe' adlı eserinde Mısır rahiplerinin yazılı tarihinin kendi zamanından 12 bin yıl öncesine kadar gittiğini belirliyor. Yani Atlantis'in batışına kadar.[kaynak belirtilmeli]

5400 yıl önce, Mısır'daki Siyen(Aswan) kenti tam olarak Yengeç Dönencesi'nin altına rastladığı dönemde inşa edilmiş olan Siyen Duvarları, tam güneşin gündönümü anında, öğle vakti, güneş komple bir disk halinde bu duvarların üzerinden yansırken görülürdü. Günümüzde, Avrupa'nın bütün bilim adamları bir araya gelseler bunun bir benzerini yapamazlar diyor tarihçi Keneally Tanrının Kitabı adlı eserinde.[kaynak belirtilmeli]

Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast Platonun ünlü diyalogları Critias ve Timaeus’da ifade ettiği yaklaşık 50 fiziksel işaretten yola çıkarak çalışmalarını Kıbrıs yayı ve Levantine havzası olarak tarif edilen Doğu Akdeniz kıyılarına kaydırdı. Bölge ile ilgili olarak Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin (NOAA) hazırlamış olduğu haritalardan ve veritabanlarından faydalanan Sarmast bu bilgilerin yeterli olmadığını görünce dünyaca ünlü Jeofizikçi Dr. John K. Hall ile işbirliğine gitti. Dr. Hall, Sarmast’a 1980 li yıllarda bir Rus petrol gemisi tarafından Doğu Akdeniz’de deniz tabanından toplanan dijital verileri iletti. NOAA ve Dr. Hall dan gelen verileri birleştiren Sarmast bölgenin 3 boyutlu ve bathymetric (derinlik ölçü birimi) haritalarını çıkarttı. Sarmast’a göre Atlantis Kıbrıs, Suriye arasında idi ve batan kıtanın en üst noktası ise bugünkü Kıbrıs’tı.

Sarmast Discovery Of Atlantis isimli ünlü eserinde Atlantis’in bu bölgede olmasını güçlendiren bulguları ve nedenlerini açıkladı.

Atlas Okyanus'u birçok volkanik hareketlerin sık sık yer aldığı bir yerdir. 1957'de yanar dağlar eşliğinde yeni bir ada Azorların yakınlarında ortaya çıktı.

526 yılında Antakya'da 250.000 kişi, 1042 yılında Tebriz, İran'da 40.000 kişi, 1556'da Çin'de 830.000 kişi, 1908'de Messina, Sicilya'da 200.000 kişi, 1923 Tokyo civarlarında 200.000 kişi ve 1976'da Çin'de 700.000 kişi şiddetli depremlerle hayatlarını kaybettiler. Sellere gelince Çin'de 1887'de Huang Ho nehrin taşıması en az iki milyon insanın ölümüne yol açtı. Aynı nehrin 1931'de taşması 4 milyon insanın ölümüne yol açtı.

Buzul Çağı

R. F. Walworth ve G. W. Sjostrom'e göre son buzul çağında su seviyesinin düşük olması Atlantis'in varlığı için yeterli bir sebeptir. Bu iki araştırmacının geniş bir araştırmaya dayanan tezlerine göre periyodik gelen zincir volkanik patlamaları dünyanın geçmişinde uzun buzul çağlar yaratmıştır. Bazı jeolojik izlere göre buzlar bütün kıtaları kaplamıştır, su seviyeler inip yükselmiştir. Halen güncelliğini kazanan ve Donelly tarafından ortaya atılan bir teze göre, Atlantis'in batması ile daha önce onun yüksek dağları tarafından engellenen sıcak Gulf Stream akıntısı Kuzey Avrupa'ya ulaşarak buzların erimesine yol açmıştı. Halen yolunda devam eden bu sıcak su akımı Avrupa'nın ısısını bulunduğu enleme rağmen ılımlı tutmaktadır. Oysa, aynı enlemde bulunan Rusya'daki şehirler çok daha soğuk iklimlere sahiptir.

Kuzey Sibirya'da buzlar altında on binlerce donmuş mamut cesetleri vardır. Geçen asır sonlarında bu mamutlar'dan en az 20.000 çok iyi durumda fil dişi çıkartılarak piyasaya sürüldüğü kaydedildi. Bu mamutların toplu bir felakete kurban oldukları ortadadır. Ani bir donmadan ölen bu mamutlardan bazıların ağızlarında halen yemekte oldukları otlar bulunduğu görülmüştür. Karbon 14 testleri onların yaklaşık 12,000 yıl önce öldüklerini gösteriyor. Profesör Frank C. Hibben'e göre son buz çağın sonuna gelen bu devrede sadece Kuzey Amerika'da 40 milyon hayvan ölmüştü. Amerika'da Niagara şelalelerin 12.500 yıl evvel meydana geldiği hesaplanmıştır. Cordilleras Dağları yaklaşık 10,000 yıl önce meydana geldiler. Karbon 14 testlere göre şu anda Bermuda civarlarında deniz altında olan geniş bir bölgede 11,000 yıl önce sedir ormanları vardı. Aynı şekilde İngiltere’ye yakın Kuzey Denizi, İrlanda ve Grönland yakınlarında deniz diplerinde binlerce yıl önce denizin dibini boylamış ormanlar görülür. Olayların çoğu Atlantis'in batış tarihine uymaktadır.

Kutsal Kitaplarda Atlantis

1947 yıllında, Ölü Denize yakın Kumran mağrasında bulunan rulo yazıtlar, İbrani kutsal edebiyatın en eski örneklerini oluşturur. Bulunan bir yazıta göre Nuh farklı bir fiziğe sahipti. Öyle ki, babası Lamek onun kendi oğlu olduğunu karısı Bartenoş'un yemin ve ısrarlarına rağmen inanmamıştı. Nuh'un "Bakıcılar, Kutsal Olanlar veya devler" in soyundan gelmediğini ancak meleklerden her şeyi öğrenen" büyükbabası Enok (İdris)'a danıştıktan sonra inanmıştı.

Kitabi Mukaddes'te (Eski Ahit ve Yeni Ahit / İncil) Enok kitabından yer yer söz edilir. Asırlardır saklanan ve kutsal metinler külliyatından çıkarılan bu kitabın iki farklı nüshası vardır, biri yakın zamanlarda bir Rus manastırında bulunarak Slavonik dilde muhafaza edilmiştir. Adı Enok'un (İdris) Sırlar Kitabıdır. Bu kitapta Enok'un Tanrı tarafından göğe kaldırıldıktan sonra cennet ve cehennem katlarında gördüklerini ve sonradan 360 kitap yazdığını anlatmaktadır. İkinci ve çok daha uzun kitap ise Enok’un Kitabıdır. Burada Nefilimlerin devler olduklarını ve tufandan önceki çöküş devrinde onların insanoğlunun yiyeceklerini tükettiklerini ve bunlar da yetmediğinde insanları yediklerini yazıyor. Bu kitapta, bu çeşit atıflar, dini çevreleri rahatsız etmişti (San Augustine Tanrının Şehri) ve bu kitabın Eski Ahit külliyatından çıkarılmasına, 1772 yılında James Bruce tarafından bir Habeş manastırında bulunana dek, yüzyıllardır ortandan kayıp olmasına sebep vermişti.

Akaşik okumalarda Atlantis

Doğruluk dereceleri herhangi bir bilimsel kanıtla kanıtlanmamakla birlikte, Atlantis hakkında şimdiye dek en ayrıntılı açıklamaları yapmış olan ünlü isimler, Atlantis hakkında akaşik okumalara dayalı bilgiler vermiş Edgar Cayce ve Rudolf Steiner'dir. Bir başka kaynak da Doğu'nun kadim kitaplarından Dzyan Kitabı'dır. Cayce ve Steiner, birbirlerinden bağımsız olarak yaptıkları açıklamalarda insan türünün yoğunlaşma ve katılaşma gösterek evrim geçirmiş olduğunu belirtirler ve Atlantis'te savaşan karşıt görüşteki iki gruptan uzun uzadıya bahsederler. Cayce bu iki gruptan birini Tanrı Yasası Oğulları, diğerini Belial (Satan,Şeytan,Şerr) Oğulları olarak adlandırır. Savaşlar nükleer gücü elinde bulunduran Belial Oğulları'nın lehine sonuçlanmış, Manevi alanda ileriş olan birinci gruptakiler ise, kıtanın batacağı kendilerine vahyedilmiş olduğundan, kendilerine bağlı olanlarla birlikte kıtadan göç etmeyi tercih etmişlerdir.

Sevgiyle kalın,

Evren.

26 Şubat 2009 Perşembe

Kayıp Kıta Serisi-1:MU


Mu (Kıtası), Büyük Okyanus'ta yer aldığı ve 70 bin yıl önce battığı iddia edilen efsanevi batık kıta.

İlk olarak Amerikalı Albay ve gezgin James Churcward'ın Tibet'te yaptığı araştırmalara dayanan ve bunlarla ilgili olarak yazdığı 4 adet kitabına konu edilmiştir. Churchward, Tibet tapınaklarında bulduğu yazı tabletlerini oradaki rahiplere tercüme ettirerek elde ettiğini açıkladığı efsaneye göre Büyük Okyanus'da, Asya kıtası ve Amerika kıtası arasında ve Avustralya'nın iki katı büyüklüğünde bir kıta olduğu anlatır.

Bilim çevrelerinde levha tektoniği konusundaki bilgi birikimine dayanarak MU'nun da Atlantis gibi bir efsane olduğu konusunda görüş birliği vardır.Levha tektoniğine göre kıtaları oluşturan SiAl (silisyum/alüminyum) kayalar, okyanus diplerini oluşturan SiMG (silisyum/magnezyum) kayalar üzerinde "yüzerler". Büyük Okyanus dibinde Mu kıtasını kanıtlayacak herhangi bir SiAl kayya rastlanmamıştır.


Mu Kıtası varsayımının bilimdeki kabul derecesi

İlk kez James Churchward tarafından ortaya atılan,geçmişte üzerinde ileri bir uygarlığın bulunduğu, Pasifik Okyanusu’nda bir kıtanın varlığı konusundaki görüş, çeşitli belge ve bulgular mevcut olmakla birlikte, henüz arkeologlar arasında yaygınlık kazanmamış bir görüş veya bir varsayım olmaktan öteye gidememiştir. Türkler'in de Mu Kıtasından geldiği söylentileri de varsayım olarak eklenmiştir. Mu Kıtası, Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk'ün talimatıyla kurulan bir ekip tarafından araştırılmıştır.

Churchward'un İddiası

Churchward'un iddia ettiğine göre Mu uygarlığını araştırmasına başlaması, Batı Tibet'teki, adını vermediği gizli bir tapınağın arşivlerinde bulunan, çok eski bir dilde yazılmış olan Naacal Tabletleri'ni okumasıyla başlamıştır. Söylediğine göre,bu tabletleri okuyabilme becerisini de yine o tapınakta bulunan bir Tibet rahibinden öğrenmiştir. Churchward sonraki yıllarda, mineralog ve arkeolog olan Dr. William Niven tarafından Meksika'da ortaya çıkarılan tabletler üzerinde çalışmıştır. Churchward'a göre,Mexico City yakınlarında 19211923 yılları arasındaki kazılarda keşfedilen bu 2600 tablet, Tibet'te öğrendiği Naga-maya dilinde yazılmıştı. Churchward'a göre bu tabletler 12.000 yıldan daha eskiydi.

Varsayımı savunanların görüşleri

Yaklaşık 50 yıl boyunca 20’den fazla ülkeye giderek Mu uygarlığı hakkında veri toplayan James Churchward’un ve Mu varsayımını destekleyenlerin Mu uygarlığı hakkındaki görüşleri kısaca şöyle özetlenebilir:

  • Yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta Mu kıtasıdır.
  • Mu kıtası kuzeyden güneye 3000 mil, doğudan batıya 5000 mil kadar uzanan,üç kara parçasından oluşan büyük bir kıtaydı.
  • Günümüzde Polinezya, Mikronezya ve Melanezya takımadalarını oluşturan adalar, muhtemelen bu kıtadan arta kalan kara parçalarıdır.
  • Bu kıta, kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür.
  • Bu kıtada 70.000 yıl önce tek tanrılı bir din bulunuyordu. Aynı tarihlerde Mu'lular diğer kıtalarda koloniler oluşturmaya başlamışlardı ki, anavatan dışındaki en büyük imparatorluk, başkenti günümüzde Gobi Çölü’nün uzandığı bölgede bulunan Uygur İmparatorluğu’ydu.
  • Mu dininin öğretimini Naakaller adı verilen rahipler üstlenmişlerdi ve sembolizme dayalı bir öğretimleri vardı.
  • Mu dininin esası, Tanrı’nın tek oluşuna ve ruhsal gelişim için sürekli olarak tekrar doğmak inanışına dayanıyordu.
  • Atlantis’teki din Mu’nun tek tanrılı dininden başka bir şey değildir.
  • "Ra" sözcüğü güneş anlamına gelirdi ki, daire ile ifade edilen güneş sembolü, bir ad ve sıfat vermek istemedikleri, "O" diye hitap ettikleri Tek Tanrı'yı simgelemede kullanılırdı; Mu imparatoru da “Mu’nun güneşi” anlamında Ra-Mu adıyla ifade edilirdi. Ra sözcüğü sonradan diğer kıtalara ve Atlantis yoluyla Mısır'a da taşınmıştır.
  • Dört ırktan oluşan Mu'lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte, konuşma dilleri ortaktı.
  • Mu'lular günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda çok daha ileriydiler.
  • Telepati, durugörü, çift bedenlenme, astral seyahat gibi, uygarlığımızda ancak kimi medyumlarda ve mistiklerde görülebilen olağanüstü yetenekler Mu'lularda olağan yetenekler olarak mevcuttu. (Bu, Churchward’un değil, bazı izleyicilerinin görüşüdür)
  • Mu uygarlığının en önemli çöküş nedeni, teşevvüş adı verilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa dönemini atlatamamasıdır. (B.Ruhselman’a göre)

Genelde bu iddiaların herhangi birini destekleyecek arkeolojik veya antropolojik bulgu bulunmamaktadır. Mu dinine, kolonilerine (örneğin Uygur İmparatorluğu kolonisi fikri) ve Mu kıtasının nasıl battığına ilişkin iddialar[kaynak belirtilmeli] Mu varsayımını savunanlar arasında da genel geçer kabul görmemiştir ve farklı düşünceler mevcuttur.

İleri sürülen kaynaklar

Churchward'un yararlandığı ve tezini desteklediğini ileri sürdüğü kaynaklar şöyledir:

  1. Dr. William Niven'in 1921-1923 yılları arasında keşfettiği, günümüzde Mexico Müzesi’nde bulunan 2600 tablet.
  2. Yucatan'da hazırlanmış eski bir Maya kitabı olan 'Troano El Yazması'. British Museum'da bulunmaktadir.
  3. Bir başka Maya kitabı olan Cortesianus Kodeksi. Bugün Madrid Ulusal Müzesi'nde bulunmaktadır.
  4. Paul Schlieman tarafından Tibet'teki bir Budist tapınağında keşfedildiği ileri sürülen “Lhassa Belgesi”.
  5. Yucatan'da (Meksika) Churchward’un batan Mu kıtasının anısına inşa edilmiş olduğunu ileri sürdüğü Uxmal tapınağı'ndaki yazıtlar. Bu tapınaktaki yazıtlarda “geldiğimiz yer olan Batı ülkelerinin anısını korumak için inşa edilmiştir” ifadesi bulunmaktadır.
  6. Meksiko şehrinin 96 km. güneybatısında yer alan Xochicalo Piramiti yazıtları. Bu piramit, üzerindeki yazıtlara göre, “Batı ülkelerinin yıkımının anısına” inşa edilmiştir.
  7. Perezianus ve Dresden kodeksleri.

Auguste Le Plongeon ve Brasseur de Bourbourg adlı araşturmacılar da Churchward'la aynı dönemde Mu konusunda araştırmalarda bulunmuşlardır; kimilerine göre[24] konuyu ilk kez Le Plongeon gündeme getirmiştir. Arkeolog Egisto Roggero, baron D’Espiard de Cologne, Hans S.Santesson, J.Churchward’dan sonra konuyla ilgilenen önemli araştırmacılar arasında sayılırlar. Mu araştırmacılarına göre, Büyük Okyanus'daki, Mu kıtasından arta kalan, çoğu insanlarca meskun olmayan adalardaki devasa kalıntılar da Mu varsayımını destediği iddia edilmektedir. Ancak bu iddiaların hiçbiri bilimsel yönden Mu efsanesine kanıt sağlamamaktadır.

Mu'dan yapılan göçler

Mu araştırmacılarına göre,Mu kıtasından her kıtaya göçler yapılmışsa da başlıca göçler Kuzey ve Güney Amerika'ya, Orta-Asya'ya, Mısır ve Anadolu'ya yapılmıştır. Churchward'a göre 70.000 yıl önce mevcut olan Uygur imparatorluğu Avrupa içlerine kadar uzanmaktaydı. Uygur imparatorluğu birine Churchward'un manyetik felaket adını verdiği iki büyük doğal afetle (-diğer afet dağların yükselmesidir-) darbe yemiş ve sağ kalanlar aralarında Avrupa'nın birçok kavminin de bulunduğu çeşitli ari kavimleri oluşturmuşlardır. Kimilerine göre,Mu ya da Orta-Asya kökenli bu kavimlerin hemen hemen hepsinde (yaklaşık 40 dilde) telaffuzları az çok ufak farklarla, "baba" anlamına gelen ata sözcüğü mevcuttur. Churchward Uygurlar'ın torunları olan bu kavimlerden bazıları olarak Keltler'i, Basklar'ı ve Asyalı İskitler'i sayar.Yine Churchward'a göre Osiris Mu kıtasında eğitilmiş, Atlantis'te reform yapmış, Atlantis'li bir bilge ya da peygamberdir; öğretisi sonradan "Osiris dini" adını almış olup Hermes-Thot tarafından Mısır'a getirilmiştir. ABD’nde “uyuyan peygamber” lakabıyla anılmış Edgar Cayce’in “akaşik okumalar”ına göre, Atlantis gibi Mu kıtası'nın da batmasına neden olan etken, Atlantisliler'den satanik yol mensuplarının, ellerindeki nükleer güçleri yıkıcı amaçlarla kullanmaları yüzünden yerkabuğunun dengelerini bozmalarıydı.

Tahsin Mayatepek'in araştırmaları

Tahsin Mayatepek (Mayakon), Türk dilini Tetkik Cemiyeti Başkanı İbrahim Necmi Dilmen ile yazışmalarından sonra Atatürk'e 7-8 adet rapor göndermişti. Bugüne kadar 7. rapordan 13. rapora kadar ulaşılabilmiştir. Turan Dursun 1978 yılında 14. rapora ulaştığını açıklamış ve bununla ilgili bir inceleme yazmıştı. Mayatepek raprolarından 7 numaralı raporda Churchward'ın kitaplarından bahsedilir. 1. raprodan 5. rapora kadar bulunamamıştır. Başka rapor olup olmadığı bilinmemektedir.

Meksika’ya maslahatgüzarı Tahsin Mayakon, 2 Mart 1936 tarihinde Churchward'ın kitapları ile ilgili 7. raporu Atatürk'e sunduğunda Atatürk, Churchward'ın kitaplarını getirtmiş ve 60 çevirmene kısım kısım taksim ederek Türkçeye tercüme ettirmiştir.Mayatepek raporlarının geri kalanları Maya kültürü ve dili ile ilgilidir. Tahsin Mayakon, Meksika’da Maya kültürünü incelemiş, incelemeleri sonuncunda çok sayıda sözcüğün Türk ve Maya dillerinde aynı olduğunu saptamıştı.Bu sözcüklerden biri de Türkçe’deki “tepe” sözcüğüydü (Maya dilindeki karşılığı “tepek” idi ve tepe anlamına geliyordu). Bunun üzerine Atatürk Meksika’ya elçi olarak atadığı Tahsin beyin soyadını “Mayatepek” olarak değiştirmiştir.Fakat Tahsin Mayatepek’in iki kültür arasında bulduğu ortak noktalar sözcüklerden ibaret değildi; her iki kültür arasında, Mayalar’ın ayyıldızlı davullarından, Şamanik kültüründen, kilim desenlerinden, sembollerinden tüy takma alışkanlıklarına kadar pek çok ortak nokta mevcuttu.[kaynak belirtilmeli] Tahsin Mayatepek, çalışmalarını belge ve fotoğraflarla 3 ciltlik bir defter halinde toplayarak Atatürk'e gönderdi. Bunların ikisi 1970'lere kadar TDK kütüphanesinde bulunuyordu(No:57-56) Üçüncü defter kayıptır. Bu defterlerde dini tören, ibadet ve tapınaklarda da benzerlikler bulunduğu belirtiliyordu.[kaynak belirtilmeli]

Tahsin Bey, Atatürk’ün isteğiyle 1935 senesinde Meksika Büyükeliçiliği’ne atandı. Ancak Büyükelçi Tahsin Bey’in Vazifesi çok daha farklıydı; Mustafa Kemal Atatürk Tahsin Bey’i Mu Kıtası, Mayalar ve Türkler arasındaki ilişkiyi araştırmakla görevlendirmişti.

Bazı yazarlar tarafından Atatürk'ün Churchward'ın tezlerine önem verdiği iddia edilimektedir.Buna karşın Atatürk 20 Eylül - [25 Eylül]] 1937] tarihleri arasında yapılan Türk Tarih Kongresinde konuyu dile getirmemiş, en yakınlarındaki Afet İnan'a bu konudan bahsetmemiş ve Türk dili Tetkik Cemiyetine konuyu incelemesi için talimat vermemiştir. Sadece Churchward'ın kitaplarının çevirilerini okumakla ve her zaman yaptığı gibi sayfa kenarlarına notlar almakla yetinmiştir.

Pek çok dilde ortak bir sözcük

Kimi araştırmacılara göre Türkçe'de "baba" anlamına gelen ata sözcüğünün az çok ufak söyleniş farklarıyla dünyanın farklı kıtalarında yaşayan kavimlerin dillerinde bulunması ve bunların hepsinde yine "baba" anlamına gelmesi, bütün bu kavimlerin geçmişte ortak bir kökeni olduklarını ortaya koymaktadır. Baba anlamına gelen birbirine yakın sözcüklerden ve kullanıldıkları dillerden bazıları 1936’daki Türk Dil Kurultayı’nda şöyle saptanmıştır:

  • 1- Türk Dilleri:
  • Uygur,Koybal,Kazan,Kırgız ve Batı lehçeleri...........Ata
  • • Kuman, Televüt lehçeleri.......................................Atta
  • • Çuvaşça..............................................................Atey
  • • Kazanca.............................................................Etey,ata
  • • Altayca...............................................................Ada
  • 2- Ön-asya Dilleri:
  • • Sümer dili...........................................................Ad,adda
  • • Elam dili.............................................................Atta
  • • Mitanni dili .........................................................Atta(i)
  • • Hitit dili...............................................................Atta
  • • Luwi ..................................................................Tati
  • 3- Hint-Avrupa Dilleri:
  • • Grekçe...............................................................Atta
  • • Latince...............................................................Atta,atavus
  • • Got....................................................................Atta
  • • Eski Nort............................................................Atte
  • • Eski Yukarı Almanca...........................................Atto
  • • Eski Slavca........................................................Atetz
  • • Polap dili............................................................Otay
  • • Orta İrlanda dili....................................................Aite
  • • Votyak dili..........................................................Atay
  • • Macarca.............................................................Atya
  • 4- Diğer dillerde:
  • • Kalmuk dili.........................................................Atey
  • • Bask dili............................................................Aita
  • • Eskimo dili.........................................................Atatak

Charles Berlitz'in saptadığı baba anlamlı sözcükler ve kullanıldıkları diller:

  • • Malta................................................................Tata
  • • Welsh...............................................................Tad
  • • Roumani...........................................................Thatha
  • • Fiji....................................................................Tata
  • • Samoa..............................................................Tata
  • • Tagalog.............................................................Tatay
  • Quechua kızılderilileri.........................................Taita
  • Dakota (Siu) kızılderilileri....................................Atey
  • Nahuatl kızılderilileri...........................................Tata,tahtli
  • Seminole kızılderilileri.........................................İntati
  • Zuni kızılderilileri................................................Tatçu,taççu
  • • Hurri dili............................................................Atai
  • • Kuzeydoğu Kafkas dilleri………………................Ada
  • • Rusça..............................................................Atets
  • Etrüsk..............................................................Apa,ate
Bir sonraki blog girişim Atlantis Kıtası ile ilgili olacak...

Keyifli günler,

Evren.

24 Şubat 2009 Salı

Blog Başlığıma İsim Veren Film:From Here To Eternity

İnsanlar Yaşadıkça


"İnsanlar Yaşadıkça" (From Here to Eternity) filminin DVD kapağı

Özgün ad From Here to Eternity
Yönetmen Fred Zinnemann
Yapımcı Buddy Adler
Senaryo yazarı Daniel Taradash
James Jones (Roman)
Oyuncular Burt Lancaster
Montgomery Clift
Deborah Kerr
Frank Sinatra
Görüntü yönetmeni Burnett Guffey
Kurgu William A. Lyon
Film müzikleri George Duning
Yapım yılı, ülkesi 1953 , ABD
Yapım şirketi Columbia Pictures Corporation
Dağıtım şirketi Columbia Pictures
Süre 118 dakika
Dil İngilizce
Cins Sinema filmi
Tür Dram,savaş,aşk
Renk Siyah-beyaz
Bütçe $1,65 Milyon
Hasılat $30,5 Milyon
Gösterim tarihi 5 Ağustos 1953 New York
1955 İstanbul (Yeni Melek sineması)
Diğer adlar İnsanlar Yaşadıkça (Türkiye)
Tant qu'il y aura des hommes (Fransa)
Da qui all'eternità (İtalya)
D'aquí a l'eternitat (İspanya)
Verdammt in alle Ewigkeit (Almanya)
allmovie sayfası
IMDb sayfas

İnsanlar Yaşadıkça 1953 ABD yapımı dramatik savaş filmidir. Özgün adı From Here to Eternity dir.

Senaryosunu Daniel Taradash 'ın James Jones'un 1951 tarihli aynı adlı çok satan, ödüllü romanından uyarlayıp yazdığı filmin yönetmeni Fred Zinnemann'dır. Başlıca rollerinde Burt Lancaster, Montgomery Clift, Deborah Kerr, Frank Sinatra, Donna Reed, Ernest Borgnine ve Jack Warden oynamışlardır.

Film Pearl Harbor baskınının hemen öncesinde Hawaii'de bir Amerikan üssünde görevli askerlerin sorunlarını irdelemektedir. Filmdeki şiddet ve cinselliğin dozu kitaptakinden çok daha azaltılmış olsa da çevrildiği yıl oldukça sansasyon yaratmıştı. Filmde göze çarpan sadizm, zorbalık, küfür, zina, kaba cinsellik gibi unsurlar bu günün ölçülerinde artık yadırganmamaktadır.

Film 1954 yılında en iyi film ve en iyi yönetmen de dahil olmak üzere tam 8 Oscar ödülü kazandı. Cannes Film Festivali'ndeki özel ödül de dahil olmak üzere çeşitli yarışma ve festivallerde filme 12 ödül daha verildi.


Özet


Olaylar 1941 yılında Hawaii'de Japonların Pearl Harbor baskınının öncesinde bir Amerikan askeri üssünde geçer. Yüzbaşı Dana Holmes (Philip Ober) adaya yeni transfer edilmiş Er Robert Prewitt (Montgomery Clift)'in yetenekli bir boksör olduğu haberini alır ve ondan kendisinin de başkanı olduğu alayın boks takımında dövüşmesini ister. Vicdani sebeplerden dolayı bu teklifi reddeden er Prewitt'i zor günler beklemektedir. Kararını değiştirmesi için başta Başçavuş Milton Warden (Burt Lancaster) olmak üzere diğer astsubaylar tüm zor görevleri er Prewitt'in üstüne yıkarak hayatı onun için zorlaştırmaya başlarlar. Bu zor zamanlarında derdini kelimelere dökemeyen Prewitt trompetini üfleyerek çıkardığı melodilerle teselli bulmaya çalışır. Tek destekçisi ise disiplinsiz ve şakacı arkadaşı Er Angelo Maggio (Frank Sinatra) 'dur. Bu özelliklerinden dolayı er Maggio sadist çavuş 'Fatso' (şişko) (Ernest Borgnine)'nun hışmına uğrar ve eziyet görür. Bütün bu olaylar olurken Başçavuş Milton Warden ve Yüzbaşı Holmes'un karısı Karen (Deborah Kerr) arasında bir yasak ilişki başlar. Japonların adaya beklenmedik saldırısı herşeyi değiştirecektir.


Oyuncu Kadrosu

Filme ait bir lobi kartı.


Film Hakkında Notlar

  • Roman yayınlandığında kimse bunun uzunca bir süre sinemaya aktarılabileceğine inanmıyordu.Romanda Amerikan ordusu olumsuz bir biçimde resmediliyordu ve film çekimleri için lojistik destek vermeyeceği aşikardı.Kitapta birçok kutsal kuruma dil uzatılıyordu,küfür ve kaba konuşmalar çoktu.Hem ordunun desteğini almak hem de sansürü aşmak için senaryo aşamasında birçok değişiklikler yapıldı. Örneğin romandaki 'genelev' 'gece klubü' oldu, genelevdeki fahişeler eskort kızlara dönüştürüldü. Küfürlü konuşmalar ayıklandı,askeri hapishanedeki işkence sahneleri yumuşatıldı,Yüzbaşı Holmes kitaptaki gibi terfi ettirilmek yerine ordudan ihraç ettirildi.Savaşta yarbay rütbesi ile görev yapmış olan yapımcı Buddy Adler 'ın özel ilişkileri de ordunun desteğinin alınmasında yardımcı olmuştur.
  • Frank Sinatra 'nın bu filmdeki rolünü Mafya bağlantıları sayesinde kaptığına dair bir şehir efsanesi vardır.(Bu olay Baba (The Godfather 1972) filminde de ima edilmişti, filmde İtalyan kökenli şarkıcı/aktörü yeni filminde oynatmamakta ısrar eden yönetmeni ikna edebilmek için çok sevdiği atının kafasını kesip uykudayken yatağının içine bırakıyorlardı). Gerçekte ise rolü almasında o zaman evli olduğu Ava Gardner 'in etkisi olmuştu.O zaman Columbia Pictures için bir filme başlayan şöhretinin zirvesindeki Ava Gardner'ın önerisini şirketin başındaki Harry Cohn hemen kabul etti.Sinatra'nın o zamanki ücreti çok yüksek değildi,hatta bu filmde bedava oynayabileceğini bile beyan etmişti.Sinatra bu film için sadece $8.000 almıştır.
  • Deborah Kerr ve Burt Lancaster 'in plajdaki ihtiraslı öpüşme sahnenin senaryo gereği ayakta olması gerekirken Burt Lancaster'ın önerisi ile uzanarak çekilmesine karar verilmiş.Bu sahne filmin en unutulmaz sahnesidir.Bu sahne zamanında sansürün hışmına uğramıştı ve lobi fotoğraflarına ve afişlere basılması yasaklanmıştı.Hatta bir sinemadan diğer sinemaya gönderilen projeksiyon kopyaları,projeksiyon görevlilerinin hatıra olarak bu sahneleri kırpıp kendilerine ayırmaları nedeniyle gitgide kısalıyordu. Günümüzde çok masum kalan bu sahnenin maruz kaldığı muamele,o devirdeki sansür anlayışını anlamak açısından önem taşıyor.
  • O zamana kadar daha çok şarkıcı olarak ünlenen Frank Sinatra çekim aralarındaki içki içme maratonları sırasından Montgomery Clift 'ten aldığı oyunculuk tüyolarının da yardımı ile kendisine Akademi Ödülünü de getiren müthiş bir oyunculuk çıkarmış ve artık sinemada da bir star olduğunu tescil ettirmişti.
  • Bu filme kadar hep kara filmler ve tarihi avantür filmlerde kalıplaşmış rollerde oynayan Burt Lancaster ise ilk kez farklı bir maço rolde oynuyordu.
  • 1950'li yılların en çok gişe yapan filmlerinden biri idi.1,65 Milyon dolarlık bir bütçe ile tamamlanan film o yıl 30,5 Milyon dolar hasılat yapmıştı.Bu miktar bugünün değeri ile çeyrek milyar dolara karşılık gelmektedir.

Filmin Diğer Versiyonları

Filmin Ödülleri

Kazandığı Ödüller

Adaylıkları

Filmin Müziği

Filmde kullanılan müzik parçaları şunlardır:

23 Şubat 2009 Pazartesi

Oscar Ödülleriyle İlgili İlginç Bilgiler

Akademi Ödülleri

Ödülü veren Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi
Ülke Amerika
Verildiği ilk tarih 1929

Akademi Ödülleri, bilinen adıyla Oscar, dünyada en bilinen film ödüllerinden biridir. Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi (Academy of Motion Picture Arts and Sciences) tarafından 1929'da Los Angeles'da verilmeye başlandı. Törenler yılda bir kez ve çoğunlukla Şubat ayında yapılır.

Akademi ödülleri, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi (AMPAS) tarafından verilir. 2007'den itibaren oy verecek 5830 üyeye sahiptir. 1311 üye sayısı ile oyuncular bu üyelerin yaklaşık %22'lik bir kısmını oluştururlar.

79. Akademi Ödülleri seremonisi , 25 Şubat 2007'de Hollywood Kodak Tiyatrosu'nda yapıldı.Sunuculuğunu Amerika'lı ünlü talk-show sunucusu Ellen DeGeneres yaptı. 80. Akademi Ödülleri seremonisi , 24 Şubat 2008 olarak belirlendi.


Oscar ismi ve Heykelcik

Ödülün orijinal ismi Academy Award of Merit idi. Ödüle neden Oscar dendiğini tam bilinmemekle birlikte hakkında pekçok söylenti vardır. Bir söylentiye göre Bette Davis'in heykelciği ilk kocası Harmon Oscar Nelson ile özdeşleştirmesi sonucunda,başka bir söylentiye göre ise Akademi'nin kütüphanesinde görevli Margaret Herrick'in heykelciği amcası Oscar'a benzetmesi ile ödülün adı Oscar olarak kaldı. Akademi, Oscar ismini 1939 yılına kadar resmi olarak kullanmamıştır.

Oscar ödül heykelciğini Metro Goldwyn Mayer'in sanat yönetmeni Cedric Gibbons tasarladı. Cedric Gibbon, o anda beş parçalı bir film makarası üstünde elinde kılıcıyla dikilen bir şövalye taslağını çizdi. Bu film makarasının beş halkası oyuncular, film yazarları, yönetmenler, yapımcılar ve teknisyenleri temsil eder.George Stanley heykeli son haline getirdi. Heykelcik 34 santim yüksekliğinde, 3,85 kilo ağırlığında ve 24 ayar altınla kaplıdır.

Oscar heykelciğini kazananlar bu ödülü satamazlar. Eğer ödülden kurtulmak istiyorlarsa ancak Akademi'ye 1 dolar karşılığında satabilirler.

Akademi Üyeliği

Bütün üyeler akademiye katılmak üzere öncelikle bir davet alırlar. Üyelik Board of Governors tarafından verilir. Üyelik icin sinema alanında seçkin bir kariyere sahip olmak ön koşuldur. Genellikle bir akademi ödülünü kazanmak, akademiye katılmak için bir davetle sonuçlanmasına rağmen, üyelik otomatik değildir.

Yeni üyelik teklifleri yıldan yıla düşünülür. Akademi, 2007 itibariyle oy verecek 5830 üyeye sahiptir. Akademi üyeliği, sinema filmlerinde farklı disiplinleri temsil etmek için 15 dala bölünmüştür. Bunlar; oyuncular, yönetmenler, sinematograflar, sanat yonetmenleri, film editorleri, müzik, yapımcılar, halkla iliskiler, kısa filmler ve animasyon, ses, gorsel efektler, yazarlar, dokumenterler.

Adaylar

Bir filmin Oscar'a aday gösterilebilmesi için 40 dakikadan uzun olması , ABD-Los Angeles ili sınırları içinde en az bir sinemada paralı gösteriminin gerçekleşmiş olması ve gösterimin en az bir hafta sürmüş olması şartı aranıyor.

Akademinin tüm üyeleri kendi dallarında ödül için adaylarını önerir. Tüm üyeler En İyi Film Akademi Ödülü için oylamaya katılabilir. Böylelikle tüm dallarda adaylar belli olur. Adaylar belli olduktan sonra ödülün kimlere gittiğini belirlemek için ikinci bir oylama yapılır.

Ödüller

Akademi Ödülü

Bugünkü Ödüller

Yeni Ödüller

Ödül Rekorları

Film Rekorları

Oyuncu Rekorları

Teknik Dallarda Rekorlar

  • Film müziği bestecisi John Williams 45 kere Oscar'a aday gösterildi ve 5 kez ödül aldı.
  • Kevin O'Connell 19 kere ödüle aday gösterilmesine rağmen ödülü hiç kazanamadı. Son adaylığı Apocalypto (2006) filmiyle idi.
  • 1952 tarihli Kahraman Şerif (High Noon) filminin tema şarkısı "Do Not Forsake Me, Oh, My Darlin'" (veya diğer adıyla "The Ballad of High Noon") müzikal olmayan bir filmde kullanıldığı halde Oscar ödülü kazanmış ilk şarkıdır. Bestesi Dimitri Tiomkin, sözleri Ned Washington'a ait olan şarkıyı filmde Tex Ritter seslendirmişti.